Louvre müzesini ne yazık ki gezemedik, o güzel havada içeride dolaşmak içimize sinmedi doğrusu.
Nasıl olsa oğlumuzu alıp geleceğiz bir dahaki ne ve hep beraber gezeriz dedik.
En azından görmedik demeyiz diye de bir iki fotoğraf çektik etrafında (:
Hızlıca oradan ayrılıp yolda kendimize yiyecek şahane atıştırmalıklar aldık ve yürüye yürüye yürüye gezi için teknelerin yanına vardık.
Hava bozmaya yeltendi bir ara yarı bulutlu, yarı güneşli ama şahane manzara eşliğinde nehirden Paris’i keşfettik.
Beklemesi, gezmesi, yürüyüşü derken karnımız yine acıktı ve Leon da yemeğe karar verdik.
Ama dışarıda oturmamıza rağmen kokusuna katlanamayınca kendimizi az ilerde ki Mc Donalds’ın kollarına bıraktık.
Yüzümde ki mutlu ifade yabancı ellerde rahatlıkla hamburger hüpletebiliyor ve vicdan azabı duymuyor olmamdan kaynaklı.
Bu arada fişteki detay dikkatinizi çekti mi bilmiyorum… fiş üzerinde ki şifreyle giriliyor tuvalete bizim bunu farketmemiz baya bir zaman aldı tabii, kapıyı bir hayli hırpaladık.
Karnımız doyduktan sonra eğlenceli caddelerde, tıklım tıklım cafeler arasında yürüdük bir müddet.
Soul Kitchen afişi ile gururlandık!
Sonra kader bir pubda karşımıza Amelie yi çıkarttı. Bizimkilere sorarsanız “ve tanrı kadını yarattı”
Bir nevi kuma diyelim biz o’na. “Hayali bile olsa”
Kocamın yüzünde ki “ahh erken evlenmişim, lanet olsun” ifadesi de bu sebepten sanırım.
Ve ertesi güne hazırlık, valizleri toplama telaşında, son gece hüznü ile karşılıklı bakıştığımız Eiffel…

Related Posts with Thumbnails