Hayat dediğin yaramaz bi çocuk…
Mar 11th

Hayat yaramaz bi çocuk bildiğin…
Planlarını, programlarını alt üst eden, seni üzüp yerle bir etmişken süprizlerle çıka gelen, çok şey beklediğinde bişi alamadığın ama umudu kestiğinde ağzını açık bırakan şeylerle karşılaştığın…
Şu yaşıma geldim bir türlü dilinden anlayamadım. Ne zaman ne yapmam gerektiğini bir türlü kavrayamadım.
Hislerim mi yanıltıyor beni, mantığım mı yarı yolda bırakıyor bilemiyorum hiç.
Bu saaten sonrada düzeleceğimi, işlerin tıkır tıkır gideceğini giç sanmıyorum.
Çok karamsar bir yazı olmaya başladı bu… ki hiç sevmiyorum böyle biri olmayı, bu tarz şeyler konuşmayı.
Elbet hayat güneşli günlerden ibaret değil farkındayım.
Tek dileğim artık tatsız tuzsuz süprizlerden çok, neşeli, şenlikli süprizlerle çıkıp gelsin hayat karşıma…
Mutsuzluklarımı bastırsın bu süprizler…
Hatta öyle baskın olsunlar ki mutsuzluklarım bile gülümsetsin yüzümü, bu da geçer dedirtecek umudu yüklensinler…
Elleri dolu dolu gelsinler.
Aklımın derinliklerinde eski püskü, tozlu ama değerli sandıklarda sakladığım hayallerimi de getirsinler…
En son çocukken hissettiğim o “herşeyi başarabilirim ben” duygusunu…
Eskiden hiçbir şeyin elimden alamayacağını düşündüğüm inancımı getirsinler…
Ama çabuk gelsinler, çabuk gelsinler…
Ve uzun süre gitmesinler… ve hatta hiç gitmesinler…
Pek sevdim bu halimi…
Mar 3rd

Yapması daha kolay olsa her gün yapsam, hep güzel olsam…
Bu demek değil ki çirkinim ama hergün “aynı” kişiyi görüyor olmak o kişiyi vasat sınıfına sokuyor sanırım.
Evliliklerde de durum bundan ibaret bana kalırsa -hep aynı, hep aynı- hani birisi değişik, heyecanlı, şenlikli biri olsa daha çekilir hale mi gelir acaba?
Her gün aynı şeyler yapılmasa, kimse kimseye keklik muamelesi yapmasa, üç maymunla yaşıyor gibi davranmasa…
[Güzelim fotoğrafımın altına yazdığım yazıya bak, te allam...]



























