Senin için de zor mu?
Ağu 4th

Sabahları sensiz eve kalkmak zor.
Koşuşturma, öpme koklama olmadan, kahkahalarını duymadan.
Kahvaltı bile etmeden atıyorum kendimi sokağa, bir an önce insan içine karışmaya çalışıyorum.
Her ne kadar günün hızına kapılıp kendimi kandırmaya çabalasam da, çıkmıyorsun aklımdan.
Elim sürekli telefonda ama arayamıyorum, çekiniyorum, seni üzmekten korkuyorum.
Tam alışmışken yokluğuma hatırlanmak, huzurunu kaçırmak istemiyorum.
Eve bile dönmek istemiyor canım, ne kadar geç gitsem o kadar kar diyorum.
Kumanda kavgası etmelerimiz geliyor aklıma gülüyorum, sensiz televizyonu bile açamıyorum.
Bir an önce uyuyup, bir günü daha bitirmek istiyorum.
Sensiz hayat çok zor, acaba bensiz de zor mu senin için…
Gerçi emin ellerdesin dolayısı ile içim rahat, hatta benden bile iyi bakıyorlardır sana.
Ama yine de ne yalan söyleyeyim içim buruk, kocaaman bir yumru var boğazımda.
Haksızlık ediyormuşum gibi geliyor bazen, yanımda olman en doğrusu gibi geliyor.
Sonra kendimi senin yerine koyuyorum…
Ne isterdim diyorum…
Senin içinden geçenleri bilemesemde senin için en doğrusunu yapmaya çalışıyorum.
Seni çok özlüyorum belki ama yakında yanımda olacak diyorum.
Tüm o atlattığımız şeylerden sonra bu ayrılıklar bize koymaz, herşey şahane olacak her geçen sene biliyorum.
4 sene oldu hayatıma gireli ama ne çok alışmışım ben sana.
Konuştuğum her konunun içinde, günümde, gecemde, rüyamda sen.
Şımarıklıkların bile değerli, mızmızlıkların, başına buyruklukların.
Sensiz hayat boş, zor, değersiz.
Çok özledim seni ve unutma! seni çok seviyorum.
Hafta sonu dediğin hep aynı
Tem 20th




İstanbul- Esenköy arası mekik dokumalara devam…
Hafta içi bi gün, hafta sonu full oradayız, oğluşumun yanında.
Arada içim sızlasada ara ara, onu orada mutlu, kendimi burada faydalı görmek herşeye değer.
Dilerim herşey çok sorunsuz, çok güzel gitsin bundan böyle (parmaklarım çapraz, yüzümde koca bi sırıtış)
Bu”gün” – “hafta” – “hafta sonu”
Tem 12th

Telefonda aldığımız siparişler doğrultusunda oyuncaklarımızı kaptığımız gibi yollara düşüyoruz artık…

Tek derdimiz oğlumuza kavuşmak…

Bırakın çiçekleri, yerden toplayıp verdiği çöpler bile pek kıymetli…

Sanki 4 senedir dipdibe olan biz değilmişiz gibi… bu ayrılık beraber geçirdiğimiz her anı daha kıymetli hale getidi.


Uzun bir aradan sonra çalışmaya karar vermek…
Hala beraber uyuduğun oğlunu başka bir şehirde olan anneanneye emanet etmek…
Etrafındaki herkesin ablası olacak yaşa gelmek…
Ve bu zaman nasıl geçti hala idrak edememek…
Çoğu şeyi ihmal etmek…
Ama düzene oturuyormuş gibi hissetmek…
Hayal kurmak ama bir yandan da var güçle çaba sarfetmek…
Şans istemek, dua etmek, umut beslemek…
İşte bu hafta ki ana konularımız………
ZıpırNot: 500d mi her an yanımda gezdiremiyorum, dolayısı ile fotoğraf çekemiyorum.
(Mini bi makina alıcam yakında ama ;)
Saat değişimine ayak uyduramayan bünyem yüzünden vakit bulup yazı da yazamıyorum.
Verdiğim bazı sözleri de tutamamış olmanın utancını yaşıyorum.
Ama yavaş yavaş düzene girecek bu tempo, en azından ben öyle umuyorum ;)
Geldi, geçti…
Haz 30th





Döndük dönmesine de daha kendime gelemedim.
Bir uyku hali, bir yorgunluk sormayın gitsin. İstanbulda ki hava da pek yardımcı olmuyor bu duruma.
Dönüş fikri can sıkıcı olsa da, dönüş yolları hep güzel.
Gece geçtiğimiz yolları gün yüzüyle görme imkanı buluyorum, aaa burası böylemiymiş duygusu yaşıyorum.
Bir acelemiz olmadığı için her yerde durup mola vermek, tıkınmak da cabası.
Tatil zihniyeti en çok yemek yerken mutlu ediyor beni, sınırsız yiyorum :) Nasıl olsa tatil ya…
Sanki kilo almıyorum…
İlk defa başı sonu belli bir gökkuşağı gördüm yol üzerinde, 2 dk. yağan yağmurun ardından.
İstanbulda binaların içinde böylesini görmek ne mümkün.
PSP dediğiniz bir nimet kimi zaman aklınızda bulunsun…
Sadece çocuk için değil, feribotta o geçemeyen zamanı değerlendirmek için de birebir ;)



