Tiril, tiril…
Nis 15th

Şu beş’i bana bütün yaz yeter, değiştirir değiştirir giyerim.
Bi daha düşündüm de bi iki tane de maxi olsa hiç fena olmaz…
Rüzgarlı günler için ;)
[DELIAS]
J.Crew bahar koleksiyonu
Nis 11th


Bahar bizi kandırmaya devam ediyor… Bir gün güzel yüzünü gösterirken, öteki gün somurtup köşesine çekiliyor.
Zaten alerji yüzünden nane molla giden sağlık durumum bu değişimler sonucu iyice sapıttı.
Her sabah hapşırıkla uyanıp, neredeyse öğleden sonraya kadar hapşırıyorum.
Hapşırık kaç kalori yakar acaba? Gerçi çok bişi yaksaydı çoktan sıfır bedendim.
Bahar bize henüz gelemesede, vitrinlere geleli çok oldu.
Nasıl iştahım kabarıyor çiçekli, pastel renkli, mavili, pembeli şeyler gördüğümde.
Hiç eksilmiyor ya, alınacak ne çok şey var gene bu sene…
[J.Crew]
Sıradışı bi gün!
Nis 8th















Bol fotolu bi post oldu farkındayım ama daha ne fotolar var bi bilseniz… Bunları kıyamadım artık elemeye.
Bi kısmını janti gözlüklerinin ardında ki dünya tatlısı insan “Mutfak Sırları” çekti. O olmasaydı napardım bilmiyorum pazartesi günü…
Pazartesi günü çok acayip bi şekilde başlayan reklam macerasının ilk günüydü. Ayak üstü uğradığım bi deneme çekiminden gelen iş teklifiyle, sabahın körü Taksimden kalkan servisle kendimizi önce Zekeriyaköyde, sonra Atatürk Arboretumunda bulduk. Bizim işimiz erken bitti, akşam üzeri döndük ama gece yarılarına kadar çekim sırası bekleyecek olan dünya kadar insan bıraktık ardımızda. Salı gününden itibaren hava durumunu göz önüne alırsak pazartesi bi nimetmiş bizim için. İliklerimize kadar ısındık, dağ ve orman havası çektik ciğerlerimizin en derinlerine. İstanbuldan bi hayli uzak olmasına rağmen yaşamak için öyle güzel yerlerki. Baharın geldiğini şehir içinde sadece hava ısındığında anlıyorsunuz ama oralarda her ağaç, her çim tanesi, her kuş, her çiçek size bas bas bağırıyor. İçim gitmedi desem yalan söylerim, evlerde, ortamda süperdi ama uzak işte, çok uzak hatta. Orada ki işimiz bittiğinde koloni halinde mekan değiştirip başka bi yere geçtik… Canlı ağaç müzesini keşfettik, reklam filmi nasıl çekiliri öğrendik, onca insan nasıl idare ediliri şaşkın gözlerle izledik. Çok harala gürele bi gündü, ne oldu, ne bitti hala anlayabilmiş değilim. Bakalım kesmezlerse görücez ne yapabilmişim ya da yapamamışım…
Pazar gününden kalma bahar-piknik havasını, pazartesi gününe de taşıyabilmiş olmanın verdiği hazzı çok çabuk yitirdim ama. Halbuki niyetimiz Atatürk Arboretumu’na daha sakin kafa gitmekti. Ne harika bi yermiş, ne huzurlu, ne dingin… Hafta sonları sadece üyelere açıkmış ama, dolayısı ile yalnızca h.içi ziyaret etme imkanı var. Yurdum insanını düşündükçe doğru bi karar gibi geliyor ama işte, bize de yazık… Umarım havalar bi an önce düzelirde en kısa zamanda yine gideriz. Bu arada tam çıkarken bi leylek sürüsü gördük havada… Bu ne demeeek? Bu sene çok gezicez demeek ;)






