Hayat dediğin yaramaz bi çocuk…
Mar 11th

Hayat yaramaz bi çocuk bildiğin…
Planlarını, programlarını alt üst eden, seni üzüp yerle bir etmişken süprizlerle çıka gelen, çok şey beklediğinde bişi alamadığın ama umudu kestiğinde ağzını açık bırakan şeylerle karşılaştığın…
Şu yaşıma geldim bir türlü dilinden anlayamadım. Ne zaman ne yapmam gerektiğini bir türlü kavrayamadım.
Hislerim mi yanıltıyor beni, mantığım mı yarı yolda bırakıyor bilemiyorum hiç.
Bu saaten sonrada düzeleceğimi, işlerin tıkır tıkır gideceğini giç sanmıyorum.
Çok karamsar bir yazı olmaya başladı bu… ki hiç sevmiyorum böyle biri olmayı, bu tarz şeyler konuşmayı.
Elbet hayat güneşli günlerden ibaret değil farkındayım.
Tek dileğim artık tatsız tuzsuz süprizlerden çok, neşeli, şenlikli süprizlerle çıkıp gelsin hayat karşıma…
Mutsuzluklarımı bastırsın bu süprizler…
Hatta öyle baskın olsunlar ki mutsuzluklarım bile gülümsetsin yüzümü, bu da geçer dedirtecek umudu yüklensinler…
Elleri dolu dolu gelsinler.
Aklımın derinliklerinde eski püskü, tozlu ama değerli sandıklarda sakladığım hayallerimi de getirsinler…
En son çocukken hissettiğim o “herşeyi başarabilirim ben” duygusunu…
Eskiden hiçbir şeyin elimden alamayacağını düşündüğüm inancımı getirsinler…
Ama çabuk gelsinler, çabuk gelsinler…
Ve uzun süre gitmesinler… ve hatta hiç gitmesinler…
Bu ara derdim bu!
Mar 6th

Mart’ın başından beri her sabah “bugün kesin diyetteyim” diye kalkıyorum. Aslında Ocaktan beri böyleyimde işte, neyse… Bugün ayın 5′i ama ben hergün bi öncekinden daha fazla yiyorum! Sanki midem delindi, boğazım yediklerimi başka bi yere yönlendiriyo, yiyorum+yiyorum doymuyorum. Kendimi bildim bileli her senenin ilk maddesi bu kilolar. Bazı seneler tam ulaşıyorum diyorum son noktaya, göz göre göre uzaklaşıyorum işte böyle. Son bi 5-6 kilom kaldı verecek, yok veremiyorum, bi de üzerine alıyorum. Çatlıycam orta yerimden. Mideme kelepçe değil de ağzıma hannibal gibi ağızlık takıcam valla.
Ben de bıktım bu diyet-kilo mevzuundan, siz de bıktıysanız okumayın, napiim.
Bu ara derdim bu!
Bi de bunun üzerine aylar önce ilk görüşte vurulduğum kurabiyeleri yapmak geldi aklıma. Maksat Can sevinsin, ben de bi iki tane dışında yemiycektim söz verdim. Nolduuu? Olan oldu işte. Gittikçe büyüyen bi göt-göbek sahibiyim yine.
Kimin söylediğini bilmiyorum ama çok “muhterem” bi insan şöyle demiş…
İstediğini yemek mi yoksa istediğini giymek mi istersin?
Yani ikisi bi arada olmuyo işte… Çikolataya elveda, skinnylere merhaba mı şimdi olay?
Ben bu yaz istediğim siyah bikinime girmek istiyorum, evet!
Bunun için çikolatalardan vazgeçebilir miyim? Evet!
Çekeceğim deli güzel Paris fotolarının içinde çok güzel görünmek istiyor muyum, evet!
Ve bunun için pizzadan vazgeçebilir miyim? Kesinlikle, evet!
Bak sevgili ben, sevgili bünyem, midem… Lütfen kendine biraz mukayyet ol, az biraz adam ol, söz dinle ya…
Söz arada ödüllendiricem, hoş tutucam seni de.
Ama şu nisan sonuna kadar bi söz dinle ya…
Bu arada kurabiyeler muhteşemdi… Pelin seni bir süre takip etmiycem, çok üzgünüm şimdiden…
Pek sevdim bu halimi…
Mar 3rd

Yapması daha kolay olsa her gün yapsam, hep güzel olsam…
Bu demek değil ki çirkinim ama hergün “aynı” kişiyi görüyor olmak o kişiyi vasat sınıfına sokuyor sanırım.
Evliliklerde de durum bundan ibaret bana kalırsa -hep aynı, hep aynı- hani birisi değişik, heyecanlı, şenlikli biri olsa daha çekilir hale mi gelir acaba?
Her gün aynı şeyler yapılmasa, kimse kimseye keklik muamelesi yapmasa, üç maymunla yaşıyor gibi davranmasa…
[Güzelim fotoğrafımın altına yazdığım yazıya bak, te allam...]
Daha dün gibi…
Mar 2nd

İşte tam 4 sene önce, şu saatlerde bu durumdaydık biz.
Daha durumu idrak edememiş emanet bi anne, kucağında herşeyden bi haber sudan çıkmış balık pozunda bay CanCan.
İkisi de birbirine henüz çok yabancı… her ne kadar 9 ay platonik bişi olmuşsada aralarında, yeni yeni tanışıyorlar aslında.
Kimse kimsenin sıfır noktasını görmemiş henüz. Herşey süt liman… İlk anlar, ilk bakışmalar.
Daha dün gibi diyorum ama hatırlamaya çalışıyorum da, bazı anlar kaybolmuş çoktan hafızamdan.
Bazıları ise hala çok taze… Eminim ömür boyu da öyle kalacaklar.
İlk karşılaşmamız mesela, ilk çaresizliğim (seni anne olarak susturamayışım ve hemşirelere emanet edişim)
sonra ilk beslenme saati, ilk çiş kazası… Uykusuz gecelerin bi çoğu, arabayla gece yarısı sokaklarda turlayışımız, ne kadar abuk yöntem varsa uyku için acemilikten uygulayışımız, genzimdeki o mis kokun (artık nasıl çekmişsem içime hala biraz kalmış).
İlk mırıldanışların, aguların… İlk adımların… Banyoların…
Aklımda kalanlar kadar unuttuklarım var işte, onlara da üzülüyorum.
Keşke diyorum bazı anlarda…”fotoğraf makinesine ve kameraya ulaşamadığım anlarda”… gözlerim kaydetse şu anları, kaçırmasak hep hatırlasak.
Gerçi çocukluğumdan kalma 50-60 fotoğrafla idare edebiliyorken ben, sen daha 4 yaşında kurduğun binlerce fotoluk albümünle az buçuk anımsarsın çocukluğunu…
Ve işte aradan tam 4 sene geçti… bu arada neler oldu, neler bitti ve sen şimdi kocaman bi adam.
Nerdeee böyle kucakta yatıp uyumalar, nerdeee bi göğüs dolusu sütle doymalar, nerdeee uzun uzuun sabit bakışmalar…
Ama ne yalan söyliim ben çok memnunum halimden. Büyüyünce daha zor, mumla arıycaksın bu zamanları diyenlere o zaman da demiştim şimdi de diyorum. Hadii canııım…
Oturup karşılıklı yemek yediğim, sıkılınca beraber film seyrettiğim (evet filmler genelde animasyon ama ben de bayılırım zati), kimi zaman benim onun yaşına indiğim, bazen de onun büyüyüp bana eşlik ettiği oyunlar oynadığım bi arkadaşım var benim.
Onun sayesinde lunaparkta ki herşeye binebiliyorum mesela, o da bizim biraz sorumsuz bi anne baba olmamızdan kaynaklı roller coaster a binmiş bi çocuk.
Bazı anları çok ama çok zor geçmiş olsa da, hayatımın en şenlikli, en eğitici, en güzel senesiydi bu 4 sene…
Artık en önemli sıfatım onun annesi oluşum… Ve bu sıfattan çok ama çok memnunum.




