Brüksel ve Brugge yolculuğu
May 15th







































ü




Brükselde ki ilk sabahı erkeklerin işi gücü varken alışveriş yaparak değerlendirelim istedik.
Evin önünden geçen tram’a bindik, indiğimizde ise kendimizi bir kaç yürüyen merdivenden sonra avm’nin içinde bulduk.
Vakit kaybetmeden kendimizi ilk mağazaya bıraktık tabii.
Sevco benim bu tarz şeylerden hoşlandığımı anlamış olacak ki beni getirebileceği en harika yere getirmiş.
Herşey rengarenk, neşeli ve ucuz (:
Tek kötü tarafı (aslında tabii çok iyi ama biz hazırlıksız yakalandık) alışveriş için poşet vermiyor olmaları, yani veriyorlar da tanesi 5 euro (: Biz de bölüşüp yüklendik malzemeleri, napalım.
Orada kendimizi fazla kaptırınca çok vaktimiz kalmadı diğer mağazaları gezmek için ama H&M için her zaman vakit yaratılır.
Hızlı hızlı gezip, ufak çaplı bir alışveriş de orada gerçekleştirdikten sonra kocalarla buluşup Brugge a doğru yola çıktık.
Arkadaşlarımız bizi yol üstünde ki bir siteye soktular Paris’e taşınma konusunda ki fikrimizi değiştirmek için (:
Her ev birbirinden güzeldi, her bahçe, ormanlık alanlar, bisiklet yolu. Offff, kapatalım bu konuyu.
Ve uzun bir yolculuktan sonra Brugge’a vardık.
Brugge bir sonra ki Post’ta ;)
Disneyland Paris
May 12th



















Paristen ayrılmak biraz iç burkutucu olsada, disneyland yolunda olmak heyecan vericiydi.
Yolda tam şekerleme moduna girdik, ne de olsa disneyland’e giden çocuklardık ya.
Kapısında çocuklar kadar şendik.
Hatta arkadaşlarımız sevinçlerini hafızalara böyle kaydetti (:
Şatolar, bahçeler şahaneydi.
Şu yerde ki yazıları çözemedim, kimseye sormak da aklımıza gelmedi.
Hediyeliklerin hepsini eve götüresim vardı ama param yetmedi.
Şu mickey şekilli ağacı almaya yeltendim herşeye rağmen ama taşıması zor geldi.
Bu sadece disneylandın girişi, çünkü içeri giremedik ((:
Geç kalmışız, görevli 2 saat sonra kapanacaklarını ve 2 saatte burada neredeyse hiçbirşey yapamayacağımızı, sabah erkeeendeeen gelmemizi tembihledi.
Biz de amaan zaten Can da yok, bir dahakine, bir dahakine diyerek Brüksel e doğru yola çıktık.




Bu arada evrupada benzin istasyonları şahane!
Çeşit, çeşit sandviçler, tatlılar, kekler, içecekler bulmak mümkün.
Masa ve oturacak yerler var bir bölümünde ve orada rahatça yiyebiliyorsunuz aldıklarınızı.
Ve tuvaletleri çook temiz, sıfır koku. (Hepsine girdiik herhalde, hepsi aynı (:)
Bitmedi ama napiim ;)
May 11th
Pazar gününün rehavetini üzerinden atamamış bazı dükkanlar, pazartesi + saat 12 oluyor hala açılmıyor… Pes!
13:30 oldu mu yemek molası verip müşteriyi kovmayı biliyorsunuz ama… bknz. dehillerin (:



Adama dikkat!!! Kendisi Eiffel’i boyamakta.
Biz de ona bakarak kahvaltı etmekteyiz.




































Son post olacaktı bir önceki post farkındayım…
Bunu da son olarak hazırladım ama 70 foto sığmadı, eleye eleye 55e indirdim o da fazla geldi gözüme.
Bıkanlar varsa özür dilerim, bir kaç gün daha burası böyle, sonra görüşelim sizinle (:
Paris son günü bizi biraz üzdü… dükkanlar bir türlü açılmak bilmedi.
Dehillerin elemanları bizi dükkandan kışkışladı.
H&M de ki müdür bizi sinir etti. (Canıma değsin ben de Brüksel mağazasına bıraktım tüm paramı, oh olsun)
Buradan ayrılmak hakikaten üzücüydü… ama Disneyland e gidiyoruz diye ufakta olsa bir kıpırtı vardı içimde ;)
Zıpırnot: Beni hala yurtdışında sanıyor bir kısım takipçilerim…
Bi okuyun gözünüzü seveyim yazdıklarımı ya, zaten çok uzun uzun yazmıyorum ((:
Döneli çok oldu, yine de haber vereyim.
Louvre, Seine nehri, St Germain des Prés
May 8th












































Louvre müzesini ne yazık ki gezemedik, o güzel havada içeride dolaşmak içimize sinmedi doğrusu.
Nasıl olsa oğlumuzu alıp geleceğiz bir dahaki ne ve hep beraber gezeriz dedik.
En azından görmedik demeyiz diye de bir iki fotoğraf çektik etrafında (:
Hızlıca oradan ayrılıp yolda kendimize yiyecek şahane atıştırmalıklar aldık ve yürüye yürüye yürüye gezi için teknelerin yanına vardık.
Hava bozmaya yeltendi bir ara yarı bulutlu, yarı güneşli ama şahane manzara eşliğinde nehirden Paris’i keşfettik.
Beklemesi, gezmesi, yürüyüşü derken karnımız yine acıktı ve Leon da yemeğe karar verdik.
Ama dışarıda oturmamıza rağmen kokusuna katlanamayınca kendimizi az ilerde ki Mc Donalds’ın kollarına bıraktık.
Yüzümde ki mutlu ifade yabancı ellerde rahatlıkla hamburger hüpletebiliyor ve vicdan azabı duymuyor olmamdan kaynaklı.
Bu arada fişteki detay dikkatinizi çekti mi bilmiyorum… fiş üzerinde ki şifreyle giriliyor tuvalete bizim bunu farketmemiz baya bir zaman aldı tabii, kapıyı bir hayli hırpaladık.
Karnımız doyduktan sonra eğlenceli caddelerde, tıklım tıklım cafeler arasında yürüdük bir müddet.
Soul Kitchen afişi ile gururlandık!
Sonra kader bir pubda karşımıza Amelie yi çıkarttı. Bizimkilere sorarsanız “ve tanrı kadını yarattı”
Bir nevi kuma diyelim biz o’na. “Hayali bile olsa”
Kocamın yüzünde ki “ahh erken evlenmişim, lanet olsun” ifadesi de bu sebepten sanırım.
Ve ertesi güne hazırlık, valizleri toplama telaşında, son gece hüznü ile karşılıklı bakıştığımız Eiffel…



