Paris (1)



Uçak indiği andan itibaren bir koşuşturmaca içindeyiz.
Ama hiç şikayetçi değilim yanlış anlamayın, ne kadar çok yer görürsek o kadar mutlu oluyoruz.
Otele geldiğimiz andan itibaren teknolojik tüm işlerimizi halledip uyuyoruz.
Bu post artık çok birikip gözümü korkutan foto yığınları yüzünden yazıldı biraz (ve tabii ki merak edenler için ;) )
Yarın Paris te ki son günümüz :/ Akşam Brüksel e geçiyoruz.
Belki oradan adam akıllı bişi yazma imkanım olur.
Yazılacak o kadar çok şey var ki.
Uçak korkum… türbülanslar silsilesi…
Cam kenarı oturmama rağmen camı sürekli kapalı tutmam ve aşağı bakamamam…
İnene kadar yaptığım ve yaşadığım türlü saçmalıklar…
İnişten nefret etmem…
Paris e aşık olmam…
Buraya taşınmaya karar vermem…
Bi dünya alışveriş…
Öğrendiğim ilk fransızca cümleler… (törne aguş!)
Artık tüm arsızlığımla fransızca konuşmaya çalışmam…
Çok uykum var… Saat 3 ve sabah çok erken kalkmalıyım…

Au revoir ;)

Heyecan dorukta, evet…


Valizler hazır sayılır…
Ama sanki giden ben değilmişim gibi tuhaf bi banane tavrı var üzerimde…
Can bütün gün sinir stres dolaştığından doya doya sarılamadık bile…
Çilekler mevzunun şeklini değiştirsin diye…

Hayal kurmak serbest…



Şu fotoğraf karelerinde ki gibi aydınlık bi ev, rengarenk aksesuarlar, yemyeşil, bol aktiviteli bi bahçe ve koca bi havuz istiyorum istisnasız her bahar.
Oluyor mu… olmuyor… ama hiç olmayacağı anlamına da gelmiyor.
Hiç olmadı, şu fıskiyeli şişme havuzu alıp, içine dalsam.
Kapasam gözlerimi hayal kursam, kursam, kursam, kursam….

[Pottery Barn Kids]

Adidas by Stella McCartney

Stella adın her duyduğumda şu filmin bir karesinde bağıran kedinin çığırışı geliyor aklıma… Stellaaaaaaaaaa
Sherman ismini her duyduğumda aklıma Çatlak Profesör gelmesi gibi…
Adidas’ı zaten pek severiz, stellaaaayla daha bi seviyoruz.

[Adidas by Stella McCartney]

Related Posts with Thumbnails