Hafta sonu geçeli çok oldu gerçi ama…




Cumartesi Can uyanır uyanmaz yollara attık kendimizi, hiç bilmediğimiz bir yere doğru yola çıktık yağan yağmura aldırmadan. Kaçırdığım diğer davetlerden tembihliydim ya, bunu kaçırmam mümkün değildi.
Beni her seferinde iyi niyetiyle davet eden arkadaşımı bu sefer hayal kırıklığına uğratmamalıydım, afet olsa da düşecektim yollara.
Nilay hanımlar Cıvıl Cıvıl(da) bir organizasyon yapmışlar ve sevilen aile bloglarını davet etmişler bu sefer.
Yağmur yağmasa tadını doyasıya çıkaracağımız bir yerdi belki Cıvıl Cıvıl.
Ama hava muhalefeti sebebiyle ne yazık ki içeri sıkıştık büyük bir kalabalıkla, iki organizasyon birden olması da biraz karmaşa yaratmıştı.
Ama yiyecekler çok güzeldi, çocuklar için de uygun bir yerdi.
Zaten bu anlayışla ortaya çıkmış bir mekan, yani çoluk çocuk rahatlıkla gelinebilsin, çocuklar oynasın siz rahatınıza bakın felsefesiyle çalışıyorlar. Samimi, sıcak bir yer olması da cabası.

Eğer Anadolu yakasında oturuyorsanız, arada çoluk çocuk kaçabileceğiniz bu şirin yer aklınızda bulunsun.
Yol konusunda biraz şanssızlar yalnız, dar patikalara karşı hazırlıklı olun.

{İlk foto Mutfak Sırlarına aittir.}

Efendime söyleyeyim, sonrasında bir ilk yaparak misafirliğe gittik Meri‘ye.
Akşama misafiri olan bir insana misafirliğe gitmek gibi bir arsızlık yaptım evet! nolmuş?
Çocuklar ısınma turlarından sonra durulup film izledi, biz de biraz oturup kaynattık.
Bücürler iyi anlaştılar sanırım, sık sık geliriz biz artık?!

Enayi mi? Benim buyrun!

Gün geliyor bir telefon konuşması arkasından korkunç bir hesaplaşmaya giriyorsunuz.
Üstelik öyle çok laf edilen, saatler süren bir konuşma da değil, kısacık ve fakat etkili.
Çocukluk arkadaşı diye kabul ettiğiniz, hatta dostum dediğiniz 3 kişiden biri, birden bire kafanızın içine bir bomba bırakıveriyor.
Sorguluyorsunuz… kim bunlar, benim arkadaşlarım nerede, arkadaşlık böyle bir şey mi?
Belki de ben çok büyütüyorum… ama hayır yahu.

Mükemmel bir insan kesinlikle değilim.
Hatta kötü huylarının farkında olan ve onları kabul eden nadir insanlardanım.
Aceleciyim, sabırsızım, detaycıyım.
Çok açık sözlüyüm hatta bazen haddinden fazla.
Etrafınızda 100 kişi 2 saat uğraştığınız makyajınıza sırf daha fazla beklememek için çok güzel derken ben sizin maymun gibi çıkmanıza izin veremem yani en azından güzel demem.
Yada üzerinize 2 beden küçük bişi giydiğinizde “ohh bütün gözler benim üzerimde olur” diye size çok güzelsin diye yalan söylemem diğer şahane arkadaşlarınızın aksine.
Tabii bir grup insana karşı sizin bu fikriniz o kişi için bir şey ifade etmez, üstelik yalan söyleyen ve çekemeyen taraf siz olursunuz, ne yazık ki bu hep böyle olmuştur.
Halbu ki değil bu böyle…
Dediğim gibi çok kötü huylarım var burada saydıklarımdan da fazla ama bir iyi huyum var ki hepsine bedel olduğunu düşünüyorum. Çok iyi niyetliyim.
Beni 2 sene aramasanız, size neden aramadınız demem, telefondaki ilk lafım “ooo hayırsız” olmaz.
Bana kazık bile atsanız bir müddet sonra unuturum, ısrarla insanların değişebileceğine inanırım.
Menfaat için aradığınızı bildiğim halde bunu yüzünüze vurmam, pek de umursamam.
İyi niyetli olmam beni aptal yapmaz ama! İşte buna katlanamam.

Son 3 senedir çok zor bir dönem geçirdiğimi bile bile…
Beni bu süre zarfında bir kaç defa haricinde aramamış, çocuğumun durumunu hiiç merak etmemiş, acımı paylaşmamış, destek olmamış, üstelik ben her aradığımda bütün bunları tekrar tekrar anlattırıp bana işkence yaşatmış canım arkadaşım… Çok üzgünüm seni aradığım için, normal hayata adım attığımın ilk haftasında tüm bunlara rağmen yanında olmak istediğim için, hangi dağda kurt öldü lafı karşısında yutkunup daha fazla konuşamadığım için.
Bunca sene her yapılan, söylenen, duyulan ama görmezden ve duymazdan gelinen herşey kucağımda şu an.
Hepsi birleşince vardığım tek nokta ” Ben bir gerizekalıyım”.
Meğer her gün yada her fırsatta aramadığım için azar işittiğim bir grup insana arkadaşım demişim.
Ben her gece acaba 1 ay sonra çocuğum yanımda olacak mı diye düşünürken beni arayıp binbir tavır konuşan insanlarla zaman geçirmişim.
Üstelik tüm bu birşeyim yok, herşey gayet iyi, sen de haklısın tüm bunların içinde sizi de ihmal ediyorum tavrıma karşılık “iyi niyetli asla değil, bildiğin enayi” damgası yemişim.
Ne mutlu bana ki 30 yaşında, sıfır dostu olan bir insanım ben.

Demek ki neymiş…
İyi niyetli, samimi olmak hakikaten kötü bişiymiş.
Bebeem, hayatım, kıs naber şeklinde ki suni ama bir o kadar da minnoş arkadaşlıklar çok yaşasın.

~Brugge~

Önce şunu söylemeliyim…
Brükselden 100km uzaklıkta ki bu tini mini ama film stüdyosu havası veren yeri mutlaka ama mutlaka görmelisiniz!

Arabamızı neredeyse şehir büyüklüğünde ki bir garaja bıraktıktan sonra, kapıdan çıkar çıkmaz bir panayıra denk geldik.
Buraların tek eğlencesiymiş bu tarz şeyler… şaka gibi.
Gerçi bizi çok cezbetmedi dolayısı ile çok oyalanmadan yolumuza devam ettik.
Gezilecek çok yer, yapılacak çok şey var zira, diyerekten.
Daha Brugge’dan sonra Oostende’ye gidilecek, biraz da orası keşfedilecek(ti↓)
Gördüğünüz gibi her yer bisiklet burada, inanılır gibi değil.
Çocuklar önlerinde (bisikletli) öğretmenleri bu şekilde gidiyor geliyormuş okula. Çok kıskandım!




Bu tarafların patatesi ve waffle’ı pek meşhurmuş. Waffle’ı brükselde deneyelim, buranın patateslerini test edelim dedik.
Laurent adında, şehrin hemen girişinde cafemsi bir yer bulup oturduk.
Bir kase, pardon bir koca kase patates indirdik mideye ve bir müddet süründük o ağırlıkla (:
Tavsiyem o kadar patatesi “birden” yemeyin.






Aaa bir de buranın çikolataları pek meşhurdu di mi?
İtiraf etmeliyim bizimkiler bence daha güzel.
Onlarda çeşit, çeşit, şekil, şekil bulabilmek mümkün evet ama ben bildiğim sütlü, fıstıklı çikolatalarımı hiçbirine değişmem.
Ya da bana en şahanesi denk gelmedi, bilemiyorum…



Fotoğraflardan da anlaşılabilir belki biraz, haddinden fazla huzurlu, sakin ve sessiz bir yer burası.
Ben ilk gördüğümde çok etkilendim.
Evler suyun içinde, bi tarafları hep o güzelliğe bakıyor. Her yer yeşil ve çok eski.
Her şey olduğu gibi korunmuş, sanırım sadece bir ev gördük yeni gibi, diğerleri hep 1600-1700lü yıllarda kalma.
Bisiklet en önemli ulaşım aracı… Ana caddelerde bile çok az araba var. Sanki hiç insan yaşamıyor gibi.
Ama cafeler, yeşillikler hep dolu. Ama bizim alıştığımız gibi dolu değil (: yani kalabalık ama sessiz bir kalabalık.





Buralara gelip yapmanız gereken şeyler belli aslında.
Patates kızartması yiyecek, çikolatalarını deneyecek, faytonla şehiri, küçük teknelerle de kanalları gezeceksiniz.
Fayton hariç hepsini yaptık biz. Tekne gezintisi çok, çok güzeldi.






Gezmek, fotoğraf çekmek, orada evi olan bir arkadaş edinip arada ziyarete gitmek için şahane bir yer ama…
Bir haftayı geçen konaklamalar beni biraz zorlar sanki. En iyisi oradan bir arkadaş edinmekti, tüh.










Teknemizi süren ve bir yandan da 3 dilde bize Brugge hakkında bilgiler veren abinin söylediklerine göre.
Çoğu evin çatısında bulunan delikler “güvercinle haberleşme devrinden kalma” kuşların giriş yaptıkları kapılar imiş.
Bazı evlerde bu deliklerin büyük ve kırmızı olmasının sebebi o evlerin zengin ve kuşlarında pelikan olması yüzündenmiş (:
Bu bilgiyi de aldınız artık sırtınız yere gelmez :P

Ve tabii ki Atomium.
Brüksel’e gelip görmemek olmaz… Gerçi çıkıp bakma imkanımız olmadı etrafa ama.
Söylenenlere göre Eiffel bile gözüküyormuş.
Bu arada Oostende’ye gittik, fakat hava çok soğudundan ve kararmaya başladığından şöyle bir aceba bir ingiltere kıyısı görmek kısmet olurmu diye baktık bir sahilden o kadar (:

Brüksel ve Brugge yolculuğu








































ü



Brükselde ki ilk sabahı erkeklerin işi gücü varken alışveriş yaparak değerlendirelim istedik.
Evin önünden geçen tram’a bindik, indiğimizde ise kendimizi bir kaç yürüyen merdivenden sonra avm’nin içinde bulduk.
Vakit kaybetmeden kendimizi ilk mağazaya bıraktık tabii.
Sevco benim bu tarz şeylerden hoşlandığımı anlamış olacak ki beni getirebileceği en harika yere getirmiş.
Herşey rengarenk, neşeli ve ucuz (:
Tek kötü tarafı (aslında tabii çok iyi ama biz hazırlıksız yakalandık) alışveriş için poşet vermiyor olmaları, yani veriyorlar da tanesi 5 euro (: Biz de bölüşüp yüklendik malzemeleri, napalım.
Orada kendimizi fazla kaptırınca çok vaktimiz kalmadı diğer mağazaları gezmek için ama H&M için her zaman vakit yaratılır.
Hızlı hızlı gezip, ufak çaplı bir alışveriş de orada gerçekleştirdikten sonra kocalarla buluşup Brugge a doğru yola çıktık.
Arkadaşlarımız bizi yol üstünde ki bir siteye soktular Paris’e taşınma konusunda ki fikrimizi değiştirmek için (:
Her ev birbirinden güzeldi, her bahçe, ormanlık alanlar, bisiklet yolu. Offff, kapatalım bu konuyu.
Ve uzun bir yolculuktan sonra Brugge’a vardık.
Brugge bir sonra ki Post’ta ;)

Related Posts with Thumbnails